Tabii ki mümkün. Bazı koroner bypass, kalp kapak ve kalp deliği ameliyatlarında göğüs kemiğini kesmeden sağ veya sol kaburgalar arasındaki bölümlerden ameliyatları gerçekleştirmek mümkün olmaktadır. Buna karar verirken hastamızın isteği yanında yapılacak ameliyatın özelliklerinde bu girişime uygun olması gerekir. Sonuçta önemli olan hastamızın kalp ameliyatının en iyi, en doğru ve en güvenli bir şekilde yapılmasıdır.
Genellikle kalp ameliyatı olacak hastamızı ameliyattan bir gün önce yatırmakta ve hazırlıklarını başlatmaktayız. Gün boyu yapılan incelemelerde ameliyata engel bir tıbbi durum yoksa ertesi sabah operasyon gerçekleşmektedir. Genellikle 4-5 saatlik bir operasyon yapılmaktadır. Ameliyatlarda kalbe müdahale genellikle bu sürenin 30-90 dakikalık bölümünü oluşturur. Geri kalan süre anestezi hazırlığı, göğÜsün açılması, kalbin ve dolaşımın Kalp&Akciğer makinasına bağlanması, işlem sonrası kanama kontrolleri, makinadan çıkış, kanüllerin çıkarılması ve göğüsün kapatılması gibi süreçlere aittir.
Yoğun bakıma uyuyarak getirilen hasta bu süreçte ağzındaki bir tüp sayesinde solunum makinasına bağlıdır. Birkaç saat sonra kendine geldiğinde bu tü çıkarılarak makinadan ayrılması gerçekleştirilir. Geceyi yoğun bakımda geçiren hastamız ertesi sabah ayağa kaldırılarak mobilize edilir ve son kontrolleri yapılarak klinikteki odasına alınır.
Genellikle 3-4 günlük klinik kalış süresince bol bol yürüyüş, solunum egzersizleri ve tıbbi bilgilendirmeler yapılır.
Sonuçta kalp ameliyatlarının çoğunluğunda 1 gecesi yoğun bakımda olmak üzere 5-6 günlük bir süreç yaşanmaktadır.
Sonuçta kalp ameliyatlarının çoğunluğunda 1 gecesi yoğun bakımda olmak üzere 5-6 günlük bir süreç yaşanmaktadır.
Hastanın normal hayata geçişi, genellikle kişisel özelliklere ve geçirdiği ameliyata bağlı olmakla beraber eve gittikten 1 hafta sonra dışarıda gezmesi, 1-1.5 ay sonra yan yatmaya başlaması, ağırlık kaldırabilmesi ve normal sosyal yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.
Kalbi durdurmadan “atan kalpte” kalp ameliyatlarını uzun yıllardır yapmaktayız. Özellikle kalbin koroner damarlarının tıkalı olduğu hastalarda yaptığımız “koroner bypass” ameliyatlarının neredeyse 1/3’ünü kalbi durudurmadan yapmak mümkün. Bu duurumda bazı özel aletler ile kalbin o damarı sabitlenerek hareketsiz kılınmakta, kalp atmaya devam ederken yeni damar bağlantısı dakikalar içinde gerçekleştirilmektedir.
Bu teknikle Hastalarda daha az kan kullanımı, yoğun bakımdan saatler içinde çıkma ve birkaç gün içinde evine gidebilme imkanı olmaktadır. Özellikle bu teknik; kalbi durdurmanın ve vücudu makinaya bağlamanın risk yaratacağı hastalarda daha tercih ettiğimiz bir uygulamadır.
Her cerrahi operasyonda olduğu gibi kalp ameliyatlarında da bir miktar risk vardır. Son yıllarda biyomedikal ve teknolojik gelişmeler, kalp cerrahi yöntemlerindeki rafinerizasyonlar sayesinde kalp ameliyatlarında hastanın hayatını kaybetme riski genel olarak %1-2’ye gelmiştir. Ameliyat öncesi hastanın sağlığıyla ilgili bazı kriterlerin skorlanması ile risk oranını tespit etmek ve bunu hastamızla paylaşmak mümkündür.
Temel etik ilke gereği ameliyat öncesi karar görüşmelerinde cerrahın bu ameliyattaki deneyimi yanında hastaya özel hesaplanmış bu riskte söylenmelidir. Hastanın ve yakınlarının bunu bilmesi en doğal haklarıdır. Bazı özellikli ameliyatlarda risk oranları haliyle daha yüksek olabilir, ancak bunlara rağmen bir cerrah hastasına kalp ameliyatını öneriyorsa; düşünülmesi gereken; hastanın ameliyat edilmediğinde hayatını kaybetme riskinin, cerrahın söylediği riskin kat ve kat üstünde olduğunun bilinmesidir.
Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi tedavi değil, tanı (teşhis) yöntemidir. Kalp boşluklarının ve koroner arterlerin kontrast madde (bir çeşit tıbbi boya maddesi) verilmesi sırasında görüntülenmesi ve "X" ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde çok kıymetlidir ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçimi için temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı % 99'un üzerindedir.
Kalp krizinin en sık görülen belirtisi göğüs ağrısıdır. Kalp krizine eşlik eden bu ağrı, genellikle göğüsten çeneye ve sol kola yayılır. Her göğüs ağrısı kalp krizi değildir. Göğüs ağrısının çok çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenler arasında en sık karşılaşılanı, sindirim sistemine bağlı olarak gelişen rahatsızlıklardır. Reflü, ülser, safra kesesinden kaynaklanan problemler, kalp iskelet sistemi rahatsızlıkları göğüs ağrısına neden olabilir. Kalp krizi belirtisi zannedilen göğüs ağrıları psikolojik temelli de oluşabilir. Örneğin panik atak rahatsızlığında hastaların göğüs ağrısı çektikleri bilinmektedir.
Online randevu sayfamızdan size en uygun gün ve saat için randevunuzu alın , sağlığınızı ihmal etmeyin.
Kalp pili, kalbin yeterli elektriksel uyarıyı doğal şekilde oluşturamaması nedeni ile bu uyarıyı yapay olarak veren cihazlar için kullanılan isimdir. Kalp atış hızını sağlayan bu pillerin ömrü ortalama 5-6 yıl arasındadır. Düzenli takibi yapılan hastalarda kalp pilinin ömrü azaldığında uyarı verir. Bu sayede piller bitmeden basit bir operasyonla tellere dokunulmadan sadece pilin jeneratörü değiştirilerek pilin çalışmaya devam etmesi sağlanır. Kalp pili olan hastaların bu bakımdan kontrollerini aksatmamaları önem taşımaktadır.
Kalp hastalıklarının tespitinde en yaygın ve güvenilir yöntem ekokardiyografidir. Kısaca EKO olarak adlandırılan ekokardiyografi, basit tabiri ile kalp ultrasonudur. Ön tanı için kullanılan EKO, ses dalgalarını ileten prob ve görüntüleri kaydederek ölçüm yapan, monitörlü bir cihaz ile gerçekleştirilir. Bu yöntemde ses dalgaları kullanılarak kalbin yapısı ve işlevleri incelenir. Özellikle, kalbin pompa fonksiyonunu, kalp kapakçıkları ve büyük damarların yapısını değerlendirmek için ve kalpteki olası tümör veya pıhtı gibi oluşumları görebilmek amacıyla EKO çekilir. İki çeşit ekokardiyografi vardır. Transtorasik EKO, göğüs yüzeyinde prob aracılığıyla; transözefageal EKO ise ağız ve yemek borusundan tüp kullanılarak yapılır. Transözefageal EKO kalpte pıhtı veya enfeksiyon varlığının araştırılması, yapay kapak işlevlerinin değerlendirilmesi, ana atardamar-aort yırtılmalarının aranması, kalp deliklerinin incelenmesi, kalp kapak yetersizliklerinin ciddiyetinin belirlenmesi, kalp kapak tamiri veya kalp deliklerinin kapatılması ameliyatları sırasında ve sonrasında, işlem başarısının değerlendirilmesi amacıyla yapılır.
Ateroskleroz tüm damar sistemini etkileyen bir hastalıktır. Damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlar ancak erken yaşlarda tanısı zor olduğu için hastalığın belirtileri kendisini ileri yaşlarda gösterir. Damar sertliği genetik geçişe bağlı olarak gelişebildiği gibi çevresel risk faktörlerinin etkisi ile de ortaya çıkabilir. Damar sertliği oluşumunda risk yaratan faktörler arasında yüksek kolesterol, diyabet, hipertansiyon, sigara kullanımı da sayılabilir. Kalp-damar sağlığının korunmasına yönelik yapılan çalışmalarda; yüksek kolesterolün düşürülmesinin damar sertliği riskini de azalttığı görülmüştür.
Kalp-damar hastalıkları ülkemizde ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Kalp hastalıklarının en yaygın nedenleri arasında ise aşırı kilo ve beslenme bozuklukları geliyor. Fazla kilo, kalbin dolaştırdığı kan miktarının artmasına ve vücutta insülin direncinin oluşmasına neden olur. Bu da damarların kalınlaşmasını ve koroner kalp hastalığının ilerlemesini hızlandırır.
Obezitenin kalp-damar yaşını 30 yıl ilerlettiğini belirtiyor. Göbekten alınan kilolar ise kalp damar hastalığı ile direkt ilişkili olabiliyor. Çünkü göbekteki aşırı yağlanma; diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin de habercisi olarak, kalp hastalıkları riskini artırıyor.
Dünya Sağlık Örgütü, sigara alışkanlığının günümüzde tüm dünyadaki en büyük sağlık sorunu olduğunu belirtiyor. Sigara hem kalp hem de akciğer hastalıklarının en önemli nedenleri arasındadır. Yapılan araştırmalara göre, sigara içenlerde kalp krizi riskinin 10 kat arttığı tespit edilmiştir.
Sigara, HDL’yi yani iyi kolesterolü azaltıp LDL yani kötü kolesterol düzeyi ile trigliseridleri artırarak, kalp hastalıklarına neden olmaktadır. Sigaradaki nikotin kalp atışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kanın pıhtılaşma riskini artırır ve kandaki oksijen seviyesini düşürür. Sigarayı bırakanların ise kalp sağlığında kısa sürede düzelme kaydedilir. Sigarayı bıraktıktan sadece 48 saat sonra kalp krizi riskinin azaldığı görülmüştür. Koroner damar hastalığı ve kalp krizi riski sigarasız bir yılın sonunda yüzde 50’ye; 15’inci yılda ise hiç içmeyenlerle aynı düzeye iner.
Aynı yaşta olsa bile her insanın kalp krizi geçirme riski, bir diğerine göre oldukça farklıdır. Yüksek kolestrol,yüksek tansiyon, şeker hastalığı ( diyabet ), sigara içimi, ailede kalp hastalığının bulunması, haraketsiz yaşam biçimi, özellikle 45 yaş üstü ve erkek cinsiyet önemli risk faktörleridir. Bu faktörlerden bir kişide aynı anda ne kadar çok sayıda bulunuyorsa o kişinin kalp krizi riski o kadar yüksek olur.
Göğüs ağrısı ve nefes darlığı kalp krizinin en önemli belirtisidir. Aniden başlayan, göğsün ön duvarından boyna ve çeneye doğru yayılan, bazen omuz ve kolların iç kısmına vurabilen sıkışma/baskı hissi tarzındaki ağrılar kalp krizini düşündürmelidir. Bazı durumlarda göğüs ağrısı olmadan da (özelikle şeker hastalarında ) kalp krizi geçirilebilir ( sessiz kalp krizi) . Bazen ani başlayan nefes darlığı, soğuk terleme ve kalp çarpıntısı olabilir. Bu şikayetlerin kalp krizi olup olmadığı sorusu akla geldiği an, hemen en yakın bir hastane acil servisine başvurup, kalp elektrosu çektirerek, bu konuda uzman bir hekimle görüşmek hayati önem taşımaktadır.
Sigara içiyor olmak
Bypass ameliyatı sonrası kalp krizi riski, birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Damar Tıkanıklığının Derecesi: Ameliyat öncesi damarların ne kadar tıkalı olduğu ve hangi bölgelerde daralma olduğu, hastanın ameliyat sonrası durumunu doğrudan etkileyebilir.
Bypass ameliyatı, tıkanan atardamar bölgesi etrafındaki kanın akışını tekrar sağlamak için vücudun başka bir yerinden alınan sağlıklı kan damarının tıkanmış ya da daralmış atardamara yönlendirilmesi için uygulanan cerrahi işlemdir. Bypass ameliyatında genellikle göğüs, bacak veya kol bölgesinden alınan sağlıklı kan damarı, daralmış veya tıkanmış olan atardamarın üstüne ve altına bağlanır, bu sayede kişinin kalbinin ihtiyaç duyduğu oksijenli kan sağlanır. Bu işlem genellikle göğüste oluşan ağrı, nefes darlığı ve kalp krizi gibi durumların risklerini azaltmak amacıyla yapılır. Her cerrahi müdahalede olduğu gibi bypass ameliyatının da kanama, enfeksiyon, pıhtı oluşumu veya ritim bozuklukları gibi riskleri bulunur. Özellikle bypass sonrasında sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek ve düzenli doktor kontrollerine devam etmek önemlidir.